EDİTÖRDEN
KOT İŞÇİLERİ 9 EYLÜL SALI GÜNÜ BAKIRKÖY ADLİYESİ'NDE HAKLARINI ARAMAK İÇİN YASAL MÜCADELELERİNİ BAŞLATTI!
09.09.2008
Bu elbette açılan ilk dava değil, büyük ihtimalle sonuncusu da olmayacak! Bugün Bakırköy adliyesinde başlatılan yasal süreç, bu konuda gerek problemin kamuoyuna duyurulması gerekse ilgili yerlere birtakım mesajlar iletilmesi amacıyla yapılan çalışmalara önemli katkı sağlayacak yeni bir kilometre taşı. Bu nedenle bugün tarihe not düşmek gerekiyor.

İlk kez 2004 yılında su yüzüne çıkan kot kumlamacılığı işinde çalışan işçilerde görülen silikoz hastalığı çok kısa sürede ölüme yol açması ve sektörde ciddi oranda merdiven-altı diye tabir edilen ve potansiyel tehlike arzeden kaçak işletmelerin olması nedeniyle, sorunun düşünmek bile istemediğimiz kadar ürkütücü boyuttta olabileceğine işaret ediyor. Silikoz tedavisi olmayan ancak önlenebilir bir hastalık olduğu için tüm enerjimizi şu an çalışmakta olan ve risk altındaki işçilere odaklamamız gerekiyordu. Ama nedense konuyu sahiplenip üzerine gidecek bir otorite ile henüz karşılaşamadık. Bugün bu girişimlerden bir yenisi başlatıldı.Burada "kot taşlama işçileri dayanışma komitesi" adına Abdülhalim Demir'in, Komite'nin gönüllü avukatlarının ve başından beri kot işçilerinin yanında yer alan İşçi Kardeşliği Partisi'nin Genel Başkanı Prof. Dr. Zeki Kılıçaslan'ın açıklamasını paylaşmak istiyorum.

KTİD Komitesi adına Abdülhalim Demir'in açıklaması
Bizler, bugün burada mağduriyetimizi hukuki yoldan dile getirmek için toplanmış bulunuyoruz.
Meslek hastasıyız! Bu hastalığa, toplumumuzun ve insani güdümüzün bizi bakmakla mesul kıldığı, ailelerimize bakmak için çalıştığımız işyerlerinde yakalandık. Bizlerin iş seçme gibi bir lüksü yoktu. Çalıştığımız bu kumlama işini diğer bütün işler gibi devletin kontrolünde bir iş olarak gördük ve çalıştık.
Mağduriyetimiz ortada! Akciğerlerimiz bitmiş durumda. Efora bağlı nefes darlığı çekiyoruz. Ama bakmakla yükümlü olduğumuz ailelerimiz var. Akciğerlerimizin patlama riskine rağmen, onlara bakmak için çırpınıyoruz. Daha önce kamuoyuna yazdığımız mektuplarla da mağduriyetimizi dile getirdik, ama herhangi bir devlet kurumundan bize el uzatılmadı.
Bugün burada hukuki mücadelemizi başlatacağız. Belki birçoğumuz bu sürecin sonucunu göremeyeceğiz. Ama inanıyoruz ki bu millet bu işi yapan markaları vicdanında mahkûm edecek ve cezalarını onların mallarını almayarak verecek!
KTİD Komitesi'nin gönüllü avukatlarının açıklaması
Basına ve Kamuoyuna;
İŞVEREN, Tuzla’da kum torbası yerine filikalara doldurduğu işçilerle“insanlı filika deneyi” yapıyor, 3 işçi hayatını kaybediyor, 12 işçi yaralanıyor.
İŞVEREN, Bursa’da gece vardiyasında çalışan işçilerin üstüne fabrikanın kapısını kilitliyor, çıkan yangından kaçamadıkları için 5 işçi dumandan boğularak ölüyor.
İŞVEREN, Davutpaşa’da ruhsatsız atölyelerde kontrolsüz havai fişek ve maytap üretimi yapıyor, bunların neden olduğu patlamada 23 işçi ölüyor, yüzlercesi yaralanıyor.
TOPLU İŞÇİ KATLİAMLARI SÜRÜYOR…
KOTLARIN AĞARTILMASINDA KULLANILAN KUM, İŞÇİLERİN CİĞERLERİNİ DOLDURUYOR… İŞÇİLER CİĞERLERİNE DOLAN KUM YÜZÜNDEN ÖLÜYORLAR!
Çalışırken solunan kumun ciğere dolması nedeniyle meydana gelen ölümler tesadüf ya da kaza değildir. Dikkatsizlik ve tedbirsizlik neticesinde ortaya çıkmış oldukları da kabul edilemez. Komitenin (KTİDK) gönüllü avukatları olarak bugün sorumluların yargılanması için Savcılık Makamına ceza şikayetlerimizi yapmış bulunmaktayız.
Kot kumlama işininin iş güvenliği ve işçi sağlığı açısından güvenli ortamlar oluşturularak da yapılması mümkünken işçiler işverenlerce insanlık dışı koşullarda çalıştırılmışlardır.
Çalışma koşullarının işçilerin sağlığını bozduğunu ve ölüm tehlikesi yarattığını bilen işverenler hastalıkları önemsememiş ve ölümleri engellemek için işçilerin olumsuz çalışma koşullarında hiçbir değişiklik yapmamışlardır. Tüm bu yaşananlara rağmen hiçbir tedbir almamaları “ne olursa olsun, ölürlerse ölsünler ne yapalım” düşüncesine sahip olduklarının bir göstergesidir.
İŞVERENLERİN, hem yasadan kaynaklanan, işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli önlemleri almak yükümlüklerini hem de iş sözleşmesinden kaynaklanan işçiyi koruma ve gözetme borçlarını yerine getirmeyerek neden oldukları ölümler TAKSİRLE DEĞİL KASTEN ÖLDÜRMEDİR !
Diğer taraftan varlık nedeni ve görevleri çalışma hayatını, işçi-işveren ilişkilerini ve iş sağlığını ve güvenliğini düzenlemek, denetlemek, iş sağlığı ve güvenliğini sağlayacak tedbirleri almak, aldırmak, sosyal güvenlik imkanını sağlamak bu imkanı yaygınlaştırmak ve geliştirmek olan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı yetkilileri ve sıradan bir işyeri açmak için gerekli şartları dahi taşımayan; iş güvenliği ve işçi sağlığını korumak için gerekli düzenlemelerden yoksun şüphelilere ait işyerinin çalışmalarına göz yuman ilgili yerel yönetimlerin yetkilileri de işçilerin sağlıksız koşullarda çalıştırılarak, ölüme neden olan bu hastalığa yakalanmalarına kanuni yükümlüklerini gereği gibi yerine getirmeyerek neden oldukları için cezai sorumluluk sahibidirler.
Sektörde meslek hastalığının önlenmesi ve duyarlılığın yaratılabilmesi için sektör içi yaptırımları uygulamayan, gerekli eğitimleri vermeyen ve önlemlerin alınmasını teşvik etmeyen sektör dernekleri, kot ağartma işini, silikanın solunmasına engel olabilecek önlemleri almayarak bu meslek hastalığının ortaya çıkmasına neden olan taşeronlara veren büyük kot firmaları da “code of conduct/iş yapma ve çalışma kuralları” belirlemediği veya belirlenen kurallara uyulup uyulmadığını denetlemedikleri için hastalığın bu denli yaygınlaşmasında pay sahibidirler ve sorumludurlar.
Adaletin gecikmesi adaletsizliktir diyerek, bir an evvel sorumluların tespit edilerek yargılanmalarını diliyoruz.
KTİDK Avukatları Av.İbrahim Gönen Yöntem- Av.Özlem Ayata-Av.Tanzer
İşçi Kardeşliği Partisi'nin Genel Başkanı Prof. Dr. Zeki Kılıçaslan'ın açıklaması
BASINA VE KAMUOYUNA;
Değerli arkadaşlar,
Kot kumlama işçilerinin başına gelenleri herkes değişik yayın organlarında duymuştur. Her geçen gün olayın gerçek boyutlarının ne denli büyük olduğunu görmekteyiz.
Şimdiye kadar 5-10 bin civarında tekstil işçisinin kot kumlama işinde çalıştırıldığı tahmin ediliyor. Çeşitli göğüs hastalıkları merkezlerinde bu güne kadar 500 civarında işçiye silikozis tanısı konuldu. Ama yapılan kontrollerde hiç şikayeti olmayan kot kumlama işçilerinin bile en az yarısında değişik ağırlıkta hastalık saptandığı düşünülürse 3 ila 5 bin işçinin hasta olduğunu söylemek mümkün. Sosyal güvenlikten yoksun işçilerin kliniklere başvuramaması ve hastalığın ortaya çıkmasından sonra ülkelerine dönen, kaçak çalıştırılmış yabancı uyruklu işçilerin sayısının tespit edilememesi nedeniyle olayın boyutunun tam olarak ortaya çıkması zor görünmektedir. Öte yandan, yerli ve yabancı büyük kot üreticisi firmaların ucuz işçi istihdamı sağlayabilmek için kaçak işyerlerine sipariş vermeleri işin boyutunu korkunçlaştırmaktadır.
Eğer yasalarda belirtilen bazı temel önlemler alınsaydı bu hastalık yüzde yüz önlenebilirdi. Ama gerek patronların daha fazla kar hırsı gerekse Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın ve yerel yönetimlerin patron işbirlikçiliği bu sonuca yol açmıştır. İşçilerin neredeyse yüzde 90’ının sigortasız çalıştırılmış olması, birçok işyerinin kayıt dışı olması, birçok işyerinin iş yaptığı ana fırma ile ilişkilerinin kayıt dışılığı çalışma hayatımızın gerçekleri olarak ortadadır.
Silikozis hastası kot işçilerinin yaralarının biraz olsun sarılabilmesi için hükümetin derhal aşağıdaki önlemleri alması gereklidir:
- Kot kumlama işini hala kötü koşullarda, yani işçi sağlığına zarar verecek tarzda yürüten işyerlerinin tespiti ve kapatılması için gereken işlemler yapılmalıdır.
- Gerekli basın-yayın araçları ile duyurularak kot kumlama işinde çalışmış bütün işçilerin sağlık kontrollerinden geçirilmesi için göğüs hastalıkları kliniklerine başvuruları sağlanmalı, gerekli kontroller ve tedavi masrafları ücretsiz karşılanmalıdır.
- Büyük çoğunluğu sigortasız olarak çalıştırılmış işçilerin, işçi olarak bu işkolunda çalıştıklarının ispatlanması, meslek hastalığı tanılarının Meslek Hastalıkları Hastanelerinde doğrulanması, iş göremezlik oranlarının ortaya konulması ve açılacak davaların sağlıklı yürütülmesi için gereken işlemlerin hızla tamamlanması ile ilgili olan tüm kurumlar uyarılmalı ve özel önlemler alınmalıdır.
- Çoğu çalışamaz durumda olan veya çalışabilir olsa da işsiz kalan işçilere ve ailelerine gerekli sosyal yardımlar derhal sağlanmalıdır.
Kot işçilerinin başına gelenler, Tuzla tersanelerinde yaşanan iş cinayetleri, Davutpaşa patlamasında ortaya çıkan gerçekler veya sendikalaşma için mücadele eden işçilere uygulanan vahşi baskılar ve işten atmalar, sigortasız ve kuralsız çalıştırılma bunların hepsi aynı düzenin farklı yüzleridir. Bu düzen soygun düzenidir! Bu düzen vahşi kapitalist düzendir!
Biz İşçi Kardeşliği Partisi (İKP) olarak, kot kumlama işçilerinin hak ve adalet mücadelesine şimdiye kadar yaptığımız gibi tam olarak destek olmaya devam edeceğiz. Ama biliyoruz ki gerçek çözüm ancak işçilerin hem sendikal hem de siyasal olarak birleşip örgütlenmesi ve iktidar mücadelesi yürütmesinden geçmektedir. Bunun yolu ise patronların sağcı veya solcu partilerinden ayrılıp birleşik, demokratik, bağımsız, kitlesel bir işçi partisi inşa etmektir.